< FOTOSENTEZ - Blogcu





Bakanlık patronların GDO’suna dur demedi

Bakanlık patronların GDO’suna dur demedi

Frankeştayn ürünler Mart’a kadar eskisi gibi, Mart’tan sonra ise gelişecek içtihata göre girecek.

SoL Haber Portalı’nda 05.11.2009 tarihinde “Frankeştayn Gemiler Yolda” haberi ile verdiğimiz “yönetmelikten sonraki ilk GDO'lu soyaya nasıl bir formülle izin verileceği merak ediliyor” haberine Bakan Eker son noktayı koydu.

Şimdiye kadar herhangi bir kontrol yapmaksızın GDO’lu ürünleri, özellikle soyayı yurda sokan Yem Sanayicileri Birliği’nin üye firmaları, yönetmeliğin devreye girişinin ardından depolarında bulunan ve yola çıkmış durumdaki GDO’lu ürünleri bir mektupla Bakan Eker’e hatırlatmışlardı. 5 Kasım'da konunun Başbakana iletildiğini, girişine kesinlikle izin verilmeyeceğini, yönetmelik ne diyorsa onun uygulanacağını belirtmesine karşın, Bakanlık çark etti ve yönetmeliği değiştirdi.

Köklü değişikliklere gidilen yönetmeliğin 5. ve 11. maddeleri yanında yönetmeliğin yürürlüğe giriş tarihi konusunda da Yem Sanayicileri’nin görüşlerini yansıtması dikkat çekti.

“Veya” eklemek yetti

Yem sanayicileri, Yönetmelik'in 11. maddesine şu şekilde eleştiri getiriyorlardı: “en büyük problemlerden birisi de; 11. Maddedeki ihracatçı ülkenin resmi makamından talep edilen ve GDO içeriğinden bahsetmesi istenen belgedir... Talep edilen belgenin hiç bir resmi makam tarafından verilemeyeceği öğrenilmiştir.” Bakanlık bu sese kulak verdi ve adeta firmalara yol gösterdi.

Bakanlık, GDO'lu ürünün üretildiği ülke dışında başka bir ülkeden yüklenmesi durumunda bu belgeleri istemeyecek ve ürünler transit olarak geçirilecek. Üretici ülkeden gelen mallarda ise eski yönetmelikte geçen “ülkenin yetkili otoritesince düzenlenmiş, parti numarası, miktarı ve GDO çeşidini belirten belge aranır” cümlesine “veya uluslararası akredite bir laboratuvardan alınmış analiz raporu istenir” ibaresini eklendi. Böylece uluslarası tekellerin kontrolünde belgeler üreten akredite edilmiş laboratuvarlar ne diyorsa o olacak.

Depodaki GDO’lu ürünler gümrükten geçmiş, sorun yok!

Yem sanayicilerinin çekindikleri maddelerden bir diğeri ise 5. maddeydi. Yem Sanayicileri bu madde ile depolarında bulunan ürünlere ne gibi bir denetimin yapılacağını sormuşlardı. Bakanlık ilgiyi gümrük kapılarına çevirerek depolardaki ürünler için özel bir uygulama getirmedi. Böylece Bakanlık depodaki ürünlerle ilgili yem sanayicilerine “siz de susun” demiş oldu. Yem sanayicileri bu ürünlerin etiketleneceğini beklerlerken, Bakanlık buna bile gerek duymadı.

Nakliye halindeki ürünler için ise Bakanlık eski yöntemi devam ettirme kararı aldı. Nakliyat halindeki ya da limanlarda bekleyen GDO'lu ürünler için uluslarası akredite laboratuvarlarından alınacak raporlar kullanılabileceği gibi, transit geçişler yolu da denenebilecek. Yönetmeliğe eklenen “transit geçişine ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça belirlenir” cümlesi geçmiş uygulamaların devam edeceğini gösteriyor.

Mart’a kadar ne risk değerlendirmesi ne de başvuru zorunluluğu var

Firmaların yönetmelikle ilgili bir diğer şikayeti ise yönetmeliğin yürürlüğe giriş tarihi ile ilgiliydi. Yem Sanayicileri yayınlandığı günden itibaren yürürlüğe girmesinden rahatsızlık duyduklarını belirtmiş ve hükümeti, üstü kapalı biçimde fiyatları arttırmakla tehdit etmişti.

Bakanlık bu konuda da yeni bir düzenlemeye gitti. Buna göre Yönetmeliğe eklenen geçici bir madde ile 6, 9 ve 11. maddelerin uygulanma tarihi Mart ayına atılmış oldu. Bu sayede Yem sanayicileri ürünleri için Mart ayına kadar bakanlığa başvuru yapmak zorunda olmayacaklar. Ayrıca bu ürünler için risk değerlendirmesi de yapılmayacak. Komitenin uygun gördüğü GDO’lu ürünlerin ithalatıyla ilgili özel bir uygulamaya da gidilmeyecek.


sol.org.tr'den alınmıştır...
http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/bakanlik-patronlarin-gdo-suna-dur-demedi-haberi-20700

Komünist partilerden ortak teorik dergi...

Komünist partilerden ortak teorik dergi

 

Bir süredir “dünya solunda yeni bir komünist odak yaratmak” hedefiyle ortak hareket eden 10 komünist parti, ortak bir uluslararası teorik dergi çıkarmaya başladı.

Dünyanın çeşitli bölgelerinden 10 komünist parti, “International Communist Review” adında yeni bir teorik dergi yayınlamaya başladı. Derginin ilk sayısının Editör’den yazısında “komünist hareketin marksizm-leninizm temelinde ideolojik ve politik birliğinin sağlanması, dünya işçi sınıfının sosyalizmi kurma yolundaki ilk girişiminin kazanımlarının savunulması ve stratejik hedef olarak sosyalizmin yeniden canlandırılması için ortak teorik görüş oluşturulması” hedefleri ortaya konuldu.

Derginin editöryel kadrosu, 10 komünist partinin teorik yayınlarından sorumlu isimlerden oluşuyor. Bu partiler Belçika Emek Partisi, İspanya Halkları Komünist Partisi, Letonya Sosyalist Partisi, Lüksemburg Komünist Partisi, Macaristan Komünist İşçi Partisi, Meksika Komünistlerinin Partisi, Rusya Komünist İşçi Partisi, Türkiye Komünist Partisi, Venezuela Komünist Partisi ve Yunanistan Komünist Partisi.

Derginin ilk sayısında küresel ekonomik kriz ve bu krizin ülkelere olan etkisi ele alınıyor. İlk sayıda Türkiye’den de Gelenek dergisi editörü Alper Birdal’ın “Türkiye’nin Siyasi Dönüşümü ve Küresel Ekonomik Kriz” başlıklı yazısı yer alıyor. Dergi, İngilizce, İspanyolca, Rusça ve Yunanca olmak üzere dört dilde yayınlanacak.

(soL - Dış Haberler)

icr_sayi_1.jpg

 

sol.org.tr'den alınmıştır...
http://haber.sol.org.tr/enternasyonal-gundem/komunist-partilerden-ortak-teorik-dergi-haberi-20698

 

Özgürlük ayağa düştü...

Özgürlük ayağa düştü

Dersim İsyanı ile ilgili sözleri nedeniyle Onur Öymen ve CHP'yi eleştiren bir grup, ellerinde Şeyh Sait posterleri ile Kürdistan'ın özgürlüğü için dua etti.

Dicle Fırat Barış ve Diyalog Grubu üyeleri cuma namazından sonra düzenledikleri eylemle, CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'i Dersim ve Şeyh Sait isyanlarıyla ilgili yaptığı konuşmadan dolayı protesto ettiler. Ellerinde Şeyh Sait'in ve ayaklanmaya öncülük edenlerin fotoğrafları bulunan grup daha sonra toplu halde "genelde Türkiye, özelde ise Kürdistan'a özgürlük duası" yaptı.

"Şeyh Sait ayaklanması bahane edilerek..."
Diyarbakır Ulu Cami önünde toplanan yaklaşık 100 kişiye grup adına konuşan Muhittin Batmanlı, bir asırdır bölgede inancından, mezhebinden, ırkından, düşüncesinden dolayı milyonlarca insanın büyük haksızlıklara uğradığını, bu düşüncelerin bugünkü temsilcilerinin ise Onur Öymen zihniyeti olduğunu söyledi. Batmanlı, "Şeyh Sait kıyımında, Dersim'de, Sason'da, Koçgiri, Ağrı, Diyarbakır, Bingöl ve bu coğrafyanın her yerinde kaç kişi öldürüldü? Kaç milyon kişi sürgüne gönderildi? Bu coğrafyanın insanları her türlü asimilasyona tabii tutuldu. Şeyh Sait ayaklanması bahane edilerek Diyarbakır, Bingöl, Elazığ ve bir çok ilimizde masum insanlarımıza büyük haksızlıklar yapıldı. Bingöl ili baştan başa yangın yerine çevrildi" dedi.

"Özgürlük duası"
Basın açıklamasından sonra Muhittin Batmanlı, Kurban bayramının da yaklaşmasıyla camiinin önünde toplananlarla birlikte toplu halde dua ederken, genelde Türkiye'ye, özelde ise Kürdistan coğrafyasında özgürlük talep etti. Batmanlı, "Ya rabbi bu Kürdistan coğrafyasında, bu peygamberler diyarında, bu Diyarbekir'de sahabelerin diyarından sana sesleniyoruz. Bizim gücümüz zayıf, kuvvetimiz yok, takatımız kalmadı. Ya rabbi bütün Türkiye'de haseten Kürdistan coğrafyasında bize özgürlük nasip et. Ya rabbi bu sahabilerin hatırına bizi hidayet et, huzura kavuştur. İnşallah bundan sonra kan, gözyaşı istemiyoruz, kardeşlik, özgürlük istiyoruz" dedi.

Dicle Fırat Barış ve Diyalog Grubu kimdir?
Grup daha önce de Diyarbakır Ulu Camii önünde yaptığı
basın açıklamaları ile gündeme gelmişti. Geçtiğimiz ay yine cuma namazı çıkışında cami önünde bir basın açıklaması düzenleyen grup, "Bediüzzaman Said Nursi, Şeyh Said-i Pirani, Seyyid Rıza başta olmak üzere tarihi şahsiyetlerin itibarlarının iade edilmesini" istemişti. Burada konuşan Batmanlı, “Bu açıdan başta Bediüzzaman Said Nursi olmak üzere, Şeyh Said-i Pirani ve Seyid Rıza gibi tarihi şahsiyetlerimizin itibarlarının iade edilmesini ve üç tarihi şahsiyetin bir an önce mezarlarının bulunarak halkımızın ve sevenlerinin ziyaretine açılmasını talep ediyoruz. Gerçek barış sağlanmak isteniyorsa Türkiye’de bütün kesimlerin makul ve haklı taleplerinin karşılanması gerekir” demişti. Batmanlı, bölgede yaşanan sorunlarının çözülmesi için de Saidi Nursi'nin önerdiği, cok dilli müslüman üniversitesinin kurulması gerektiğini söylemişti.

 

sol.org.tr'den alınmıştır...
http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/ozgurluk-ayaga-dustu-haberi-20680

TKP: ‘Zamları geri aldıracağız!’

‘Zamları geri aldıracağız!’

Metrobüs zamlarının geri alınması talebi ile başlayan eylemler dizisinde, dün, binlerce kişi Mecidiyeköy metrobüs durağında protesto için bir aradaydı.

İstanbul'da TKP’li öğrenciler tarafından metrobüs zammının uygulanmaya konduğu günden itibaren başlayan ve süren eyleme, dün binler katıldı. Mecidiyeköy metrobüs durağında saat 19:00’da buluşuldu ve eylem TKP’li öğrenciler adına Kağan Öksüz’ün konuşmasıyla başladı. Sık sık ‘Topbaş zammını al başına çal’, ‘Yalancı, hırsız, halk düşmanı AKP’ sloganları atılırken, ‘Koyun değiliz zamları geri aldıracağız’ pankartı açıldı. Kağan Öksüz’ün konuşmasının ardından, emekçi kadınlar ve TKP İstanbul İl Örgütü adına birer konuşmanın da yapıldığı eylemin basın açıklamasında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ‘metrobüsün zamlı hali bile ucuzdur’ açıklaması eleştirildi.

Özel makam aracından inmeyen Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın toplu taşımanın ucuz olup olmadığını bilemeyeceği belirtilen açıklamada, “İstanbul bir emekçi kentidir, her gün metrobüse milyonlarca işçi, işsiz ve öğrenci binmektedir ve zamlar yüzünden, toplu taşıma, halkımız için artık giderek lüks hale gelmektedir” denildi ve zamların sorumlusunun yalnızca Topbaş değil, IMF’den talimat alan AKP hükümeti olduğu vurgulandı.

Açıklama, “Mücadele etmezsek, bizi sürekli koyun yerine koymaya devam ederler. TKP olarak halkımızı, koyun yerine konmayı reddetmeye ve zamlara karşı mücadele etmeye davet ediyoruz” cümleleri ile sona erdi.

Öğrenciler, önceki eylemler gibi turnikelerden atlayarak geçerken, basın açıklamasına katılan katılmayan yolcular da alkışlayarak öğrencilere destek verdi. Çok sayıda yolcu turnikelerden para vermeden geçti.

_LEV6979_0.jpg

‘Haklı ve meşru bir eylem’
Eyleme katılanlardan, destek verenlerden alınan görüşler, öğrencilerin yalnız olmadığını gösteriyordu.

Ali (işçi):
Öğrenci kardeşlerimizin başlattığı bu eylem haklı bir eylemdir.
Bugün, çağrı üzerine buraya geldim. İlk kez katıldım eyleme. Bütün İstanbulluların bu talebin arkasında durması gerekiyor. Zamlar geri alınmayacak diye düşünmemek lazım. Başımıza ne geldiyse, ne yaparsak yapalım işe yaramayacak diye düşünmekten geldi. AKP gücünü güçsüz oluşumuzdan alıyor. Ancak bunun böyle devam etmeyeceğine ve AKP’nin hak ettiği tepkiyi göreceğine inanıyorum.

_LEV6979_0.jpg

Kutbi (işçi):
Yerinde ve zamanında bir eylem. Halkla iç içe olması etkili oldu. Eylemciler kadar halkın da buna ilgi göstermesi eylemin başarısıdır. Sonuç alınana kadar devam etmesini istiyoruz. Daha etkili olacaktır.

_LEV7023.jpg

Olca (Akademisyen):
Eylemin aslında gayet başarılı olduğunu düşünüyorum. Ancak beklediğim kadar insan göremedim burada. Metrobüsü kullananların alkışlar dışında destek vermesi gerekir. Eylemin başarısının net bir şekilde tarif edilmesi gerekiyor. Gişelerin üstünden atlanması meşru bana göre. Bu eylemi daha kitleselleştirmek için başka duraklarda da, değişik saatlerde de yapmak lazım.

_LEV7025_0.jpg

_LEV7045_0.jpg

_LEV7049_0.jpg

(soL – Haber Merkezi)

 

sol.org.tr'den alınmıştır...
http://haber.sol.org.tr/sonuncu-kavga/zamlari-geri-aldiracagiz-haberi-20679

BU BİR SAVAŞ, BAŞKA ŞEY DEĞİL!

Bizim vekiller ABD’de Monsanto’ya misafir olmuş. Duymayanlara söyleyelim, Monsanto dünyanın en büyük GDO’lu tohum üreticisi. Amaçları, Türkiye GDO’lu tohumlara kapılarını açsın. Sıkıysa açmasın! Brezilya dayanamadı, açtı kapıları. AB bir iki direndi, şimdi kırıldı direnci
Küresel sermaye yıllardır uğraşıyor. Çok paralar harcadılar, çok paralar yatırdılar. Dünyanın en büyük firmaları onlar. Paraları var. Her şeyleri var. Şimdi çok mutlular. Daha Biyogüvenlik yasası hazırlanmadan kimseler duymadan sessizce ve en derinden Türkiye’de Genetiği Değiştirilmiş Organizmaları yasal hale getirdiler. Tek bir biyoloğun görüşü alınmadan, tek bir ön araştırma yapmadan. Ben yaptım oldu dediler. İşte aşağıda, aylar önce kısmen yayınladığımız Muzaffer Abla’nın mektubu. Ah Ablacığım diyeceğiniz yazı. Sakın içinizden GDO’ya gelinceye kadar daha ne dertlerimiz var demeyin. Bir insan aynı anda hem kanser, hem verem, hem domuz gribi olur mu yahu? Demeyin. İşte oluyor. Hasta adam bir türlü iyileşmiyor.
MUZAFFER ABLA
SORULARINIZI CEVAPLIYOR

»Benetton koyunculuk yapıyormuş abla, doğru mu bu?     Nuveyla / Canada

DOĞRU ya, doğru olmaz mı? Hem de ne koyunculuk? Dünyanın en büyük çiftliğini Patagonya da (Arjantin) kurdu Benetton. Tam 970.000 hektar. “O nasıl bir rakam?” diyebilirsin. Türkiye’nin yüzölçümü 77.9 milyon hektar. Gerisini sen hesapla artık. Sadece çiftliği yok, 280.000 de koyunu var Benetton’un. (Türkiye’de 25 milyon kadar koyun olduğu var sayılıyor) Muhteremin uykusu kaçmaya görsün, say da say.... Bitecek gibi değil. Texas’da da arazi satın aldı hazret, pamuk üretiyor. Yününü, pamuğunu kendi üretecekmiş artık. “Köylüyü zengin etmekten bıktım, biraz da ben kazanayım Muzaffer” dedi. Kırk yıllık dostum, şimdi adamın suratına “gözün doysun insafsız!” denir mi? Denmez tabii... Anadolu terbiyesi aldık biz. Adam tüm dünyayı soysa, yüzüne söz söylemeyiz. Bekleriz ki arkasını dönsün. Dur bak, gitme bir yerlere başka ne laflar var bende. Daewoo diye bir Güney Kore firması var bilirsin. Bir ara rahmetli Barış Manço arabalarının reklamlarını yapardı hani? Büyük bir şirket Daewoo, çelik de üretiyor, doğalgaz da, araba da, tekstil de... Şimdi kalktı Madagaskar’da yer kiraladı, mısır yetiştirecek. Ne kadar mı? 1.3 milyon hektar. Belçika’nın yarısı. Hem de 99 yıllığına kiraladılar. Burada nasıl mısır yetişecek? GDO’lu tabii! Ne sandın? Sırık fasulyelerin arasında sıyrılan cin mısırlardan yetiştirecek halleri yok herhalde. O mısırdan da ister cips yapar, ister şeker, ister boya, ister plastik, ister etanol... Keyif onun, bize ne!
Madagaskar’ı duyunca Angola ile Etiyopya başbakanları da çağırmışlar yabancı şirketleri ülkelerine. “Gelin kardeşler bizde de tarım yapın” diye.
Güney Kore dedim de, bu arkadaşların ziraat aşkı dudak uçurtacak halde. Kendi ülkelerindeki ekilebilir tarım alanlarından çok daha fazlasını başka ülkelerin topraklarını satın alarak veya kiralayarak ellerinde tutuyorlar (toplam 2.3 milyon hektar). En son Güney Kore devleti kalkıp Arjantin’de 21.000 hektar arazi satın aldı, hayvancılık yapmak için.
Güney Kore’den sonra, başka ülkelerden tarım alanı satın alan ikinci devlet kim? Tahmin edemezsin, yorma kendini. Çin!  Yok daha neler, o kadar toprakları var, yetmiyor mu? Diyeceksin. Yetmiyor. Gıda güvenliği önemli bir neden kuşkusuz. Ama bir diğer önemli neden de tarım ürünlerinin endüstriyel amaçlı kulanım alanlarının yaygınlaşması ile pazar savaşlarının kızışması. Çin’den sonra Suudiler geliyor dışarıdan toprak alanların başında: 1.6 milyon hektar. B. Arap Emirlikleri 1.3 milyon hektar... Japonlar bile almışlar 400.000 hektar kadar. Arapların tercih ettikleri ülke Pakistan. Biraz da Kazakistan’a uzanmışlar, oralarda da beygir yetiştirirler herhalde. Satın alınan alanlar hep o ülkelerin en verimli tarım alanları. Ülke verimli arazisini başkalarına sattıkça, kendi ihtiyacı olan tarımsal üretim için ormanları ve sulak alanları tahrip etmeye başlıyor doğal olarak. Ama o da sürdürülebilir olmadığı için, bir süre sonra ülkesinde toprak sattığı yabancıdan parayla gıda almak zorunda kalacaklar. Diyeceksin ki bunca kadar lafı niye ettim şimdi Muzaffer Abla? Geçenlerde pazara gittim, baktım domateslerin üzerine “organik” yazmış pazarcı. -Bunlar organik mi? -Evet -Hani sertifikası -Tam organik değil yani. -Yarım mı? Domates zaten “biz organik değiliz” diye bağır bağır bağırıyor. Hatta “biz domates de değiliz” diyorlar da, duyan kim? Onlar bizim yeni insanlık etiketlerimiz.
Bizim vekiller ABD’de Monsanto’ya misafir olmuşlar. Duymayanlara söyleyelim Monsanto dünyanın en büyük GDO’lu tohum üreticisi. Mısır ve soya başta olmak üzere, pamuk, muz, patates, pirinç gibi önemli bitkilerin tohumlarını üretiyorlar. Üretirken de o bitkinin genlerini biraz değiştiriveriyor. Amaçları Türkiye GDO’lu tohumlara kapılarını açsın. Sıkıysa açmasın! Brezilya dayanamadı, açtı kapıları. AB bir iki direndi, şimdi kırıldı direnci. Bir vekilimiz demiş ki “uzaya gitsem fikrimi değiştirmem”.O lafın içine biraz karnabahar, biraz kereviz geni koyar, bir güzel yedirirler adama. Belli ki neyle uğraştığının farkında değil hazret. Üç vakte kadar TBMM dahil, T.C. kapıları açılacak bu gen sapıklarına. Yine çevreciler bağıracaklar... Yine köylü kaybedecek... Büyük sermaye devreye girip devasa çiftlikler kuracaklar. Nasıl Aydın bey sığır, Güler hanım tavuk yetiştiriyorlarsa. Rahmi bey devekuşu çiftliği açacak, Bülent Bey’e de mantarcılık düşecek. Hiç lamı, cimi yok. Önümüzdeki yıllarda bunu izleyeceğiz vizyonda. İktidarlar devrilecek bu uğurda. Vekiller uzaya gidecek, olmadı uzaydan vekil getirtilecek. Bu bir savaş, başka bir şey değil. Devletler birer ikişer pes ediyorlar. Koskoca AB gitti, Brezilya, Çin gitti... Bizim astronot mu dayanacak bunlara? Luciano (Benetton) boşuna bu yaşta koyunculuğa başlamadı. Var bir bildiği elbet, aptal mı adam? Yok mu bunun çaresi dersen, var elbet... Ama onu da biraz sen düşün.
(Bu yazı ilk kez 27 Nisan 2009’da yayınlanmıştır.)



birgun.net'ten alınmıştır...
http://www.birgun.net/earth_index.php?news_code=1256958546&year=2009&month=10&day=31

« Önceki ::