< Adınızı Yumruklarımıza Yazdık... - FOTOSENTEZ - Blogcu





DR. HİKMET KIVILCIMLI ÖLÜMÜNÜN 38’İNCİ YILINDA ANILIYOR

Yaşamının büyük bölümünü hapishanelerde geçiren ve Türkiye devrimci hareketinin önemli isimlerinden olan Dr. Hikmet Kıvılcımlı, ölümünün 38'inci yıl dönümünde bir çok kuruluşun bir araya gelerek düzenlediği organizasyonlarla anılacak. Vedat Türkali bir metin yayınlayarak Kıvılcımlı'nın anılmasına yönelik çağrıda bulunmuş bunun ardından bir çok kurum bir araya gelerek anma etkinliklerini ortak bir şekilde gerçekleştirme kararı almıştı. Kıvılcımlı, 11 Ekim'de İstanbul Topkapı mezarlığında saat 13.00'da anılacak.
Ardından saat 14.30-17.30 arasında ise Aksaray'da bulunan Su Tiyatrosu'nda (Eski TÖS ve TÖB-DER salonu) salon toplantısı gerçekleştirilecek. BirGün

Hikmet Kıvılcımlı’nın yaşamı
Babası Priştina'da posta telgraf müdürü Hüseyin Bey, annesi Münire Hanım'dır. 17 yaşında gönüllü olarak Kurtuluş Savaşı'na katılır, Yörük Ali Efe çetesinde Kuvayımilliye gönüllüsü olur, Köyceğiz Kuvayımilliye Askerî Kumandanlığı yapar.
Liseyi Vefa Lisesi'nde okur. Daha sonra sınavla İstanbul Tıp Fakültesine girer. Öğrencilik süresince direniş faaliyetlerini sürdürdü, Kurtuluş, Aydınlık gibi TKP yayınları yoluyla giderek komünist fikirlerle tanışır ve 1920'lerin başında Türkiye Komünist Partisi (TKP) üyesi olur.
1925'de TKP'nin Besiktaş Akaretler'de gerçeklestirdigi 2. kongrede TKP merkez komitesine seçilen Kıvılcımlı, MK icinde gençlik sorumlusu olur. Aynı yıl Aydınlık gazetesinde ilk yazıları yayınlanmaya başlar.
1925'ten hayatının sonuna kadar kadar sürekli kovuşturmalara, işkencelere maruz kaldı ve hapis yattı. Hapiste geçirdiği zamanın toplamı 22,5 yıldır. Takriri Sükün yasası çıktıktan sonra İstiklal Mahkemesinde yargılanır ve 10 yıl kürek cezası mahkum edilir. 1 yıl sonra çıkan siyasi afla serbest kalan Kıvılcımlı, 1927 yılında yine tutuklanır. Öyleki yaşamı sürekli böyle geçmiş, bir serbest bırakılmanın ardından başka bir tutuklama Kıvılcımlı'nın karşısına çıkmıştır.
Kıvılcımlı en önemli eserleri olan Tarih Tezini 1965, Yol: TKP'nin Eleştirel Tarihini 1932 yılında yayınladı. 12 Mart 1971 darbesinde ağır hasta olduğu için arandığı halde yurtdışına çıkmak zorunda kaldı. 11 Ekim 1971'de Belgrad'da öldü.
Kıvılcımlı, soyadını Lenin’in çıkardığı Iskra isimli dergiden almıştır. Iskra, kıvılcım demektir.

Türkali’nin mektubu:
"Ülkemizin düşün tarihinde, Marksist-Leninist aşamamızdaki düşünce ürünleri, yabanıl baskılar, yasaklarla yok edilmeğe çalışıldığı için, geçmişimizdeki koca bir tarihsel dönem karanlıkta kalmıştır. Bilimsel Sol’un yerine oturtulmak istenen "resmi devlet solu", sağıyla soluyla korkular içindeki toplumu, yalınkat, yüzeysel düşünce kısırlığına yazgılı kılmıştır. O karanlık dönemde, tüm acıları göze alarak, en ileri, en özgün düşünce ürünlerini yaratma uğraşından hiç  ödün vermeyen, her ülke için onur anıtı sayılacak bir yüce kişi olarak Dr. Hikmet Kıvılcımlı, üzülerek söylememiz gerekir ki, bugün de layık olduğu ölçüde değerlendirilmemiştir; giderek, çoklarınca tüm boyutlarıyla doğru dürüst kavranmış da değildir. Sosyal İnsan Yayınları’nın Kıvılcımlı’nın tüm yapıtlarını düzenli biçimde yayınlaması, Kıvılcımlı üzerine yapılan araştırmalara yer vermesi kuşkusuz son yıllarda yapılmış en yararlı girişimdir.
Ülkemizi, bu ilgisizlik ayıbından kurtarma yükümlülüğü, yalnız emekçi sınıf ideolojisini savunanların değil, ülkemiz sanat, kültür, düşün alanında yer alma savındaki herkesi bağlayıcı olmak gerekir. "Bu yükümlülüğü  yerine getirmenin ülkemiz için kaçınılmaz görev olduğuna inanmış tüm kişi ve kurumların, önce 11 Ekim ‘09’da gömütü başındaki anmayı ve ardından yapılacak bir salon toplantısını elbirliği ile örgütleyebilmek için kurulacak bir girişim komitesine katılarak, anmanın gerçekleştirilmesine ve gelenekselleştirilmesine katkı yapmalarını diliyorum." Saygılarımla.

Düzenleneme kurumu
Türkali'nin yaptığı çağrının ardından bir araya gelen bir çok kurum anmayı birlikte gerçekleştirme kararı aldı. Kurumların çağrı metninden: "Vedat Türkali’nin çağrısı üzerine, aşağıda imzası olan biz partiler ve gruplar toplanarak, Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın anmasını ve sonrasında yapılacak salon toplantısını birlikte düzenleme kararı aldık. Yapacağımız anmanın Türkiye Sosyalist Hareketi tarihine mal olmuş bütün değerlerin ortakça anılmasının bir adımı olmasını da umarak, eşitlikten, özgürlükten ve kardeşlikten yana tüm kişi ve kuruluşları, yapılacak etkinliklere katılmaya ve katkıda bulunmaya çağırıyoruz."
Sosyal İnsan Yayınları
Sosyalist Dayanışma Platformu
Toplumsal Özgürlük Platformu
14 Mayıs Platformu
Demokratik Toplum Partisi
Emekçi Hareket Partisi
Halkevleri
İşçi Kardeşliği Partisi
Özgürlük ve Dayanışma Partisi
Özgürlükçü Sol Hareket
Sosyalist Demokrasi Kollektifi
Sosyalist Demokrasi Partisi
Sosyalist Emek Hareketi
Sosyalist Parti
Türkiye Komünist Partisi
Türkiye Gerçeği



birgun.net'ten alınmıştır...
http://www.birgun.net/actuel_index.php?news_code=1254220586&day=29&month=09&year=2009

Dr. Hikmet Kıvılcımlı anılıyor

Vedat Türkali’nin girişimiyle Türkiye devrimci hareketinin en önemli isimlerinden olan Dr. Hikmet Kıvılcımlı, İstanbul’da önce mezarı başında, sonra da bir salon toplantısıyla anılacak.

Vedat Türkali’nin girişimi ve çok sayıda sol parti ve grubun desteğiyle Dr. Hikmet Kıvılcımlı, 11 Ekim günü önce mezarı başında, daha sonra da Su Tiyatrosu’nda düzenlenecek bir kapalı salon toplantısıyla anılacak.

Vedat Türkali, “tüm acıları göze alarak, en ileri, en özgün düşünce ürünlerini yaratma uğraşından hiç ödün vermeyen, her ülke için onur anıtı sayılacak bir yüce kişi” olarak nitelediği Hikmet Kıvılcımlı’nın bugün de layık olduğu ölçüde değerlendirilemediğini belirttiği bir çağrı metni kaleme aldı.

Türkali, çağrısında “Ülkemizi, bu ilgisizlik ayıbından kurtarma yükümlülüğü, yalnız emekçi sınıf ideolojisini savunanların değil, ülkemiz sanat, kültür, düşün alanında yer alma savındaki herkesi bağlayıcı olmak gerekir. Bu yükümlülüğü yerine getirmenin ülkemiz için kaçınılmaz görev olduğuna inanmış tüm kişi ve kurumların, önce 11 Ekim ‘09’da gömütü başındaki anmayı ve ardından yapılacak bir salon toplantısını elbirliği ile örgütleyebilmek için kurulacak bir girişim komitesine katılarak, anmanın gerçekleştirilmesine ve gelenekselleştirilmesine katkı yapmalarını diliyorum” sözlerine yer vermişti.

Çağrının ardından çeşitli sol örgütlerden şu açıklama yapıldı:

Vedat Türkali’nin yukarıdaki çağrısı üzerine, aşağıda imzası olan biz partiler ve gruplar toplanarak, Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın anmasını ve sonrasında yapılacak salon toplantısını birlikte düzenleme kararı aldık. Yapacağımız anmanın Türkiye Sosyalist Hareketi tarihine mal olmuş bütün değerlerin ortakça anılmasının bir adımı olmasını da umarak, eşitlikten, özgürlükten ve kardeşlikten yana tüm kişi ve kuruluşları, yapılacak etkinliklere katılmaya ve katkıda bulunmaya çağırıyoruz.

Mezarbaşı anması: Topkapı mezarlığı saat 13.

Salon toplantısı: Su Tiyatrosu (Eski TÖS ve TÖB-DER salonu) Aksaray, saat 14.30-17.30

DÜZENLEME KURULU
Sosyal İnsan Yayınları
Sosyalist Dayanışma Platformu
Toplumsal
Özgürlük Platformu
14 Mayıs Platformu
Demokratik Toplum Partisi
Emekçi Hareket Partisi
Halkevleri
İşçi Kardeşliği Partisi
Özgürlük ve Dayanışma Partisi
Özgürlükçü Sol Hareket
Sosyalist Demokrasi Kollektifi
Sosyalist Demokrasi Partisi
Sosyalist Emek Hareketi
Sosyalist Parti
Türkiye Komünist Partisi
Türkiye Gerçeği



sol.org.tr'den alınmıştır...
http://haber.sol.org.tr/kultur-sanat-medya/dr-hikmet-kivilcimli-aniliyor-haberi-18228

Yılmaz Güney NHKM'de

Nâzım Hikmet Kültür Merkezi Yılmaz Güney'i aramızdan ayrılışının 25. yılında anıyor.

Yılmaz Güney mide kanseri nedeniyle Paris'te hayata veda etmişti. Nâzım Hikmet Kültür Merkezi aramızdan ayrılışının 25. yılında Yılmaz Güney'i bir dizi etkinlikle anıyor. Yönetmen, sinema oyuncusu, senarist, set işçisi ve öykü yazarı olan Güney, Türk Sineması'nın en önemli sanatçılarından biri olmuştur.

Etkinlik programı ve çağrı metni aşağıdadır

Yılmaz Güney'imizi 9 Eylül 1984 yılında yitirmiştik. O da memleket hasretiyle göçenlerdendi, Nâzım gibi, Sümeyra gibi...
Aramızdan ayrılışının 25. yılında yaratılarının hala güncel, hala derinden etkileyici, hala canlı olduğunu görüyoruz. Bu ülke coğrafyasını tüm acılığıyla, tüm yoksulluğuyla, tüm açmazlarıyla ve eşitliğe, özgürlüğe, kardeşliğe hasretle anlatan Güney, sinemamızın, memleketimizin, sanatın yüz aklarından biri olarak insanlığa seslenmeye devam ediyor. Görkemi insancılllığında, zenginliği sadeliğinde, umudu acısında saklı bir estetikle, bu ülkenin genç kuşaklarıyla mutlaka tanıştırılması, buluşturulması gereken büyük insanlığın sinemacısıdır Yılmaz Güney.
Şu sözler onundu: "Dağlarımız, ovalarımız ve ırmaklarımız bizi bekler. Biz bütün ömrümüzü gurbette geçirip gurbet türküleri söylemek istemiyoruz. Yiğitlikleriyle destanlar yazmış bir halkız ve önümüzde duran bütün güçlükleri yenecek azme, kararlılığa ve koşullara sahibiz... Dost ve düşman herkes bilsin ki kazanacağız, mutlaka kazanacağız."

NHKM olarak bu büyük ustanın anısını selamlıyoruz.

9 Eylül Çarşamba
20:00 PANEL:
Çeyrek yüzyıl sonra: Hâlâ "Endişe", Hâlâ "Acı" ve Hâlâ "Umut"

Orhan Aydın, Ahmet Soner, Zahit Atam
Moderatör: Çağrı Kınıkoğlu

21:00 FİLM GÖSTERİMİ:
ADANA-PARİS
Yönetmen: Ahmet SONER (1994, 74 dakika)
Ahmet Soner'in çektiği
belgesel, Yılmaz Güney'in yaşamına tanıklıklardan oluşuyor. Onat Kutlar'dan Halil Ergün'e, Aziz Nesin'den Özdemir İnce'ye, Costa Gavras'tan Jacques Lang'a kadar yapılan röportajlar ve Güney filmografisinin seçme eserlerinden oluşan bir kolajla, Güney'in Adana'nın Yenice ilçesinden Paris'e uzanan sanatsal, siyasal yolculuğunu anlatıyor.
Güney'imizi yeniden ve yeniden tanımak için, bu filmde buluşmaya davet ediyoruz tüm dostlarımızı.

12 Eylül Cumartesi 21:00
YOL (1981, 114 dk.)

Yönetmen: Şerif GÖREN, Senaryo: Yılmaz GÜNEY, Kurgu: Yılmaz Güney
Oyn.: Tarık Akan, Şerif Sezer, Meral Orhonsay, Halil Ergün,
Necmettin Çobanoğlu, Tuncay Akça
İmralı Açık Cezaevi'nden bayram iznine çıkan beş mahkûmun öyküsü çerçevesinde bir Türkiye panoraması sunuyor YOL. Törelerin mahkûm ettiği kadınlardan, ezilen yoksul Kürt köylüsüne, ihanetin ağırlığı altında kalanlardan, umutsuzluk içine hapsolanlara sesleniyor Yılmaz Güney: “Layığımız bu değildir!”

Senaryosu cezaevindeki Yılmaz Güney tarafından yazılan “Yol”, Şerif Gören'den önce "Bayram" adıyla Erden Kıral tarafından çekilmeye başlanmıştır. Çekilen materyalden memnun kalmayan Yılmaz Güney filmin yönetimini Erden Kıral'dan alıp Şerif Gören'e teklif etmiştir. Gören, önceki ekipten bir tek Tarık Akan'ı bırakarak ve Yılmaz Güney'in senaryosundaki 12 karakteri 5'e indirerek filmi yeni bir ekiple çekmiştir. Filmin çekilen ham görüntüleri yurtdışına kaçırılarak Yılmaz Güney'in de başında bulunduğu bir ekip tarafından kurgulanmıştır.
Bu önemli film, 1982 Cannes Film Festivali’nde Costas Gavras ile birlikte “Altın Palmiye” ödülünü almıştı.

14 Eylül Pazartesi 21:00
ARKADAŞ (1974, 95 dk.)

Yön.: Yılmaz GÜNEY
Oyn.: Yılmaz Güney, Melike Demirağ, Kerim Afşar, Ahu Tuğbay, Semra Özdamar, Civan Canova
Öğrencilik yıllarını birlikte geçiren ve ortak idealleri paylaşan iki arkadaşın, Cemil ve Âzem’in, yıllar sonra yeniden buluşmasının hikayesi “Arkadaş”. Cemil’in sayfiye evine kalmaya gelen Âzem, ideallerinden hala kopmamış, yaşamı dönüştürme umudunu hala korumaktadır. Cemil’in hayatı ise, görünürdeki tüm şatafat ve rahata rağmen, bir büyük yokluk ve huzursuzluktan ibarettir. Âzem’in varlığı bile, bu görünürdeki huzurun dağılıvermesine yol açar. Cemil geçmişiyle ve bugünüyle hesaplaşırken, bir silah sesiyle biter film. Finali izleyicinin değerlendirmesine bırakır Yılmaz Güney… Nâzım Hikmet’in o güzel dizeleriyle ifade edersek: “Anlamak, sevgilim, o bir müthiş bahtiyarlık / Anlamak, gideni ve gelmekte olanı…”

15 Eylül Salı 21:00
SÜRÜ (1978, 129 dk.)

Yönetmen: Zeki ÖKTEN
Oyuncular: Tuncel Kurtiz, Tarık Akan, Melike Demirağ, Erol Demiröz, Levent İnanır, Soner Kökkaya, Meral Niron, Yaman Okay, Savaş Yurttaş
Sürü, bir dönüşüm ağıtı... Hayvancılıkla geçinmeye çalışan bir aşiretin, aslında tüm bir
emekçi halkın, kapitalistleşme sürecinde dolu dizgin yol alan bir iktisadi yapı içinde kayboluşunun ve tükenişinin hikayesi. Bu defa filmi biz anlatmayalım, Tarık Akan'dan dinleyelim:
"Sürü, bugüne dek oynadığım filmler içinde her bakımdan en zorlarından biridir. Bir otele yerleştik. Göçer çadırları bulmamız gerek, göçer bulamıyoruz. Günler geçiyor, durmadan paralar akıyor ve biz filme başlayamıyoruz. Sonunda gruplar halinde bölündük. Ali Özgentürk Pervari tarafına gitti, ben Tuncel Kurtiz'le
Mardin'e gittim, Zeki Ökten başka bir yere gitti ve dağlara çıkıp göçer çadırları aramaya başladık. Tuncel Kurtiz'le bir yaylaya geldik, bize, dağın tepesine çıkınca çadırları göreceksiniz dediler. Köylülerle birlikte dağın zirvesine gelince baktık ki kıraç bir arazi ve hiçbir şey yok. Akşama kadar şuraya yürüyeceğiz, buraya yürüyeceğiz derken, yaylada bir tek çadır bulabildik. Çadırın içerisinde bir tane kadın ve üç tane çocuk vardı. Susuz ve aç olduğumuzu söyledik. Çuvalı kaldırdığı yerde, toprağın altından kar çıktı ortaya. Elindeki tasla kara vurdu ve verdiği suyu içerken içinde kurtçukların oynadığını gördüm. "Bunlar nedir" diye sorduğumda, kar kurdu olduğunu ve zararlı olmadığını söyledi. Dehşet bir şey tabii, ama içtik. Siirt'e döndüğümüzde Ali Özgentürk Pervari'de çadırları bulmuştu, Beritan aşiretinden de izin almış ve biz ekip olarak Pervari'ye gelip, çekimlere başladık..."

16 Eylül Çarşamba 21:00
UMUT (1970, 100 dk.)

Yönetmen: Yılmaz GÜNEY
Oyuncular: Yılmaz Güney, Tuncel Kurtiz, Osman Alyanak, Enver Dönmez, Gülsen Alnıaçık, Kürşat Alnıaçık, Lütfü Engin
Filmi anlatmayı yine yaratıcılarına bırakıyoruz...

Tuncel Kurtiz, yıllar sonra "Umut"u şöyle anlatıyor: "Ben askerliğimi yapıyordum ve yaz tatili için izinli gelmiştim. Bir gün (Yılmaz Güney) geldi, dedi ki: 'İhtiyar, biz film yapacağız. Geliyor musun Adana'ya?' 'Tabii geliyorum. Hikaye nedir?" dedim. 'Hikaye bizim ev. Babamın evi. Babamın define avcılığı' dedi. 'Bir adam geldi ihtiyar eve, babam getirdi, umutsuz babam. Sonra evi kazmaya başladılar. Evi temellerine kadar kazdılar, bir define aramak adına. Şimdi bunun hikayesini yapacağız arkadaş' dedi. Ondan sonra hikaye gelişmeye başladı. Yılmaz hikayeyi durmadan geliştirdi. Arabacı Cabbar, Hamal Hasan, Hoca, devamlı geliştiler ve Anadolu'da yaşayan insanların öyklerini anlatmaya başladılar. Öyle bir gerçekçilik vardı ki hikayede..."

Yılmaz Güney ise şunları söylüyor filiyle ilgili: "Halk, gelecek şeyin ne olduğunu hatta umudun ne olduğunu da bilmiyor. Bizim halkımız devamlı bir bekleme içindedir. Benim anlattığım umut, aslında bir bekleyişin hikayesidir. Aldatıcı bir umudu anlatmak istedim. Umut, bizim hayatımızın bir parçasıdır. Ayağı yere basan bir insan boş şeyleri hayal edip umutlanmaz. Toplum belli bir düzeye ulaştığı zaman insanlarda hayale dayanan umutlar kalkar. Umut, düzen bozukluğunun bir simgesidir."
Hem sinemamız, hem "umut"larımızın bu etkileyici eserini mutlaka izleyin!



sol.org.tr'den alınmıştır...
http://haber.sol.org.tr/kultur-sanat-medya/yilmaz-guney-nhkmde-haberi-17842

‘SEN ŞİMDİ GÖKYÜZÜNDE YUMRUĞUNU SIKMIŞ BİR YILDIZSIN’

 

Arkadaşları, yaşamı ve mücadelesiyle ölümsüzleşen Ali Başpınar’ı birinci ölüm yıldönümünde anlattı:
“Örnek bir insan, kararlı bir
devrimci,
gerçek bir dost, fedakâr,
mütevazı ve ilkeli.”
Emekçi halkın mutluluğunu hayatı pahasına savunan tarihin en güzel çocuklarındandı. Türkiye'nin en karanlık günlerinde üstlendikleri büyük sorumlulukla, faşizmin karanlığına karşı iyiden ve güzelden yana olanları savunmak ve yeşertmek için mücadele etti.
Onların yarattığı tarih sömürüye ve zulme karşı halkın devrimci umuduna dönüştü. Yol arkadaşları ve devrimci gençler onun ardından, hayatı boyunca uğruna mücadele ettiği, yumruklu yıldızlı pankartlarla yürüdüler.
Şimdi, Ali Başpınar'ın mezarının tam karşısında da eski bir duvarda yazılı DEV-GENÇ yazısı var, o yazı onun gökyüzümüzdeki yıldızlarda kalan izi gibi canlı ve geleceğe taşınan sesinin işareti olarak duruyor.

ALİ BAŞPINAR'IN Mahkemedeki Son Sözleri;

“İnanıyorum ki Halkımız Bizi Aklayacaktır”
“Emekçi halkımıza karşı yürütülen yok etme ve sindirme politikalarına, halkımızın yanında emperyalizme, faşizme karşı mücadele etmenin haklı, doğru ve meşru bir direniş mücadelesinin içinde yer almış olmanın gururu ve onurunu taşıyorum, dünyanın hiçbir ülkesinde faşizme karşı direnenler anarşist ya da teröristlikle suçlanmaz, bizlere karşı yöneltilen bu suçlama ve niteleme de doğru değildir, Devrimci Yol dergilerinde bu gerçek emperyalizme ve faşizme karşı mücadele yöntemleri çok açık ve net bir biçimde ortaya konulmuştur.
Geriye doğru baktığımızda o teorik tespitlerin doğruluğu çok açık ve net bir şekilde ortaya çıkıyor. Bugün burada son sözü bize versenize, gerçekte son sözü sizler nasıl bir karar verirseniz verin, Türkiye Halkları verecektir. İnanıyorum ki halkımız bizi aklayacaktır.”

‘Hareketimizin en fedakâr en kararlı örgütleyicisiydi’
Oğuzhan MÜFTÜOĞLU

Ali Başpınar'la 1960 lı yıllarda başlayan çok uzun bir mücadele arkadaşlığımız oldu. Benim Dev- Genç yönetiminde olduğum 1970 yılında O Beşevler'de yürütülen anti faşist mücadelenin en önemli militanlarından biriydi. 12 Mart sonrasında sıkıyönetim altında yürüttüğümüz THKP-C örgütlenmesi içinde ekibiyle birlikte örgütsel faaliyetlerimizin önemli halkalarından birini yaratmıştı. 12 Mart sonrasında yenilgi sonrası karamsarlığı içinde oluşturulan kafa karışıklığı dalgasına hiç kapılmadı, bizim hareketimizin, Devrimci Yol'un oluşturulmasında çok önemli görevler üslendi. Hareketimizin gizli kahramanlarının, Sonerler'in, Necdet'lerin...yetişmelerinde önemli katkısı olan, en fedakâr en kararlı örgütleyici unsuruydu.

‘Şimdi gökyüzünde yumruğunu sıkmış
bir yıldızsın’

Melih PEKDEMİR

Ardında geleceğimizi de çoğaltacak ‘insanlık malzemesi‘ bıraktın…
Çünkü Devrimci Yolculuk ‘raconu‘ yaratmıştın… Ve bu yüzden, dostun da düşmanın da bilir ki, devrimci hayatından, yıldızlı pekiyi dolu bir karneyle mezunsun.  Şimdi… Sen de öyle… Gökyüzünden yumruğunu sıkmış bir yıldız olarak… bekle bizi, Ali Baş… Nasolsa biz de geleceğiz yanına…Sen beklerken; Yağmur‘a her baktığımızda, her gök gürültüsünde, senin şen kahkahalarını ve kahkahalarına meze ettiğin zılgıtlarını duyacağız. Ve bu yıldızlı ve bu devrimci zılgıtlarını, sana ant olsun, birer slogan atar gibi, bütün sömürücülerin, zalimlerin, şerefsizlerin yüzüne her gün tekrarlayacağız.

‘Tanıdığım en devrimci ve ilkeli insandır’
Ali Kılıç

Ali abiyle aynı okul mezunuyuz. Teknik öğretmenden tanışıyoruz. Tekirdağ'da Endüstri Meslek Lisesi'nde öğretmendim. Bana, Ankara'ya gelecek, TEK-DER örgütlenmesinde çalışacaksın, dedi. Ben de bunun üzerine Tekirdağ'dan Ankara'ya geldim. Devrimci öğretmen grubu olarak TEK-Der'in yönetimini aldık. Hayatımda tanıdığım en devrimci ve ilkeli insandı.

‘Örnek bir insan’
Tahsin DOĞAN

Ali'yi ben Ankara'da 1978'de tanıdım. O, inançlı ve yürekli bir devrimciydi. Bu inancını ölünceye dek sürdürdü. Devrimci öğretmen yapılanması O'nu önderliğinde başarıldı ve kısa sürede tüm Türkiye genelinde örgütlendi. Ali, hem Devrimci Yol hem de Devrimci Öğretmen mücadelesinde büyük katkılar sağladı. Hemen hemen tüm eylemlerin organizasyonunda bulundu, yönlendirdi.
Ölümünden kısa süre önce bile devrimci öğretmenlerin mücadelesi için ne yapabilirim anlayışında oldu her zaman. O, aramızdan çok erken ayrıldı. Ölümü hepimizi çok etkiledi. Sık sık bir araya gelirdik onunla, hastalığına rağmen onda büyük bir yaşam arzusu görür hastalığı yeneceğine inanırdım. Kaybı bizi çok etkiledi. O gerçekten gelecek kuşaklar için örnek bir insan olarak yaşadı.

‘Devrimci değerlerin altını çizdi’
Kemal ÜNAL

Ali Başpınar'ı 1978 yılında bazı toplantılar için Yozgat’a geldiğinde tanıdım. O tarihlerde Yozgat’ta TÖB DER, HALKEVİ, TÜS DER, FOM DER gibi Demokratik Kitle Örgütleri vardı. Faşist hareketin en örgütlü olduğu illerden birinde var olma mücadelesi sürdürüyorduk. Devrimci Yol’un önde gelen isimlerinden birisi bizlerle toplantı yapmak için gelmişti. Bu bizi çok heyecanlandırmıştı.
Ali Başpınar, konuşmasında ülkemizdeki faşist saldırılardan, bunun karşısında ülke genelinde yürütülen anti-faşist mücadeleden söz ediyordu.Ağzından çıkan her sözcükte gerçeklik,  samimiyet ve kararlılık vardı. Bir devrimcide olması gereken alçak gönüllülük onda mevcuttu. Bu bizi çok etkilemişti. Ali Başpınar,  Devrimci Öğretmen mücadelesinin sembolleşmiş isimlerinden birisiydi. O, bu yönüyle de anılacak.
Eğit-Sen, Eğitim Sen mücadelesiyle ilgili olarak zaman zaman sohbetlerimiz oldu. Bu sohbetlerde öğretmen örgütlenmesi ile ilgili olarak önerilerde ve eleştirilerde bulundu.

Mütevazı ve
kararlı bir
devrimciydi’

Mehmet Ali YILMAZ

Ali Başpınar, bütün hayatını devrimci mücadeleye adamış, örnek alınacak bir kitle önderiydi. Devrimci düşünceleri hayatının sonuna kadar kararlı bir şekilde savunan, halkın en alt kesimlerinden sivrilip çıkmış bir devrim savaşçısıydı.
DEV-GENÇ'in, Devrimci Yol'un en önemli, en kararlı mücadele insanlarından birisiydi.
Ömrü boyunca emekçi halk için, emperyalizme ve faşizme karşı verilen kavganın en ön saflarında yer aldı.
Ali Başpınar yoldaşımız mütevazı ve kararlı devrimciydi.
Gençlerin örnek alması gerekir.
Onu çok özlüyoruz.

‘Dostlarına bağlılığını
hiç yitirmedi’

Cahit AKÇAM

Ali Başpınar’ı ilk gördüğüm 1975 yılından ölümünden 10 gün kadar önceki son görüşüme kadar hep güler yüzlü  ve alçak gönüllü biri olarak bende yer etti. 1975-80 Türkiye’sinin anti-faşist mücadelesinde çok ciddi emeği olan bir insandı ve eğer o süreçte halkın faşizme karşı direnişinde önemli kazanımlar olmuşsa bunda O’nun katkısının hakkını ayrıca vermek gerekir. Yakalandığı hastalığa rağmen yaşama ve dostlarına bağlılığını hiç yitirmedi; sona yaklaştığını bildiği halde bir kez bile olsun “Ben öldükten sonra” diye başlayan bir cümle kurmadı;  birlikte yönetim kurulu üyeliği yaptığımız Dostluk Yardımlaşma Vakfı çatısı altındaki çabaları dostlarına ve değerlerimize bağlılığının en canlı kanıtıdır.Bir ağabey  olarak elden hiç bırakmadığı tevazusuyla sağlığının giderek kötüleştiği günlerde bile bizleri yalnız bırakmayan “Ali Ağbimiz” bizimle birlikte hep yaşayacaktır.

ALİ BAŞPINAR’IN ARDINDAN
Arkadaşlarının O’nun için yazdığı yazılar kitaplaştırıldı. Yeniden Devrim yayınları, “Ali Başpınar'ın Ardından” ismiyle yayınlanan kitabın önsüzünde, “Onlar, bugün her şeyin bireyselliğe, bencilliğe teslim edilmeye çalışıldığı, insanlığın umudunun ve ufkunun yok edilmek istendiği zamanlarda yeni bir insan ve yeni bir yaşam arayışı içerisinde mücadele edenler için en sahici ve canlı örnekler olarak yaşamaya devam ediyorlar. Ali Başpınar’ın ve devrimci yolculuğumuzda yitirdiğimiz tüm arkadaşlarımızın anısı önünde sevgi ve saygıyla eğiliyoruz.” denildi.
(Kitabı edinmek için, TAKSAV Ankara (03124198398)



birgun.net'ten alınmıştır...
http://www.birgun.net/actuel_index.php?news_code=1251971714&year=2009&month=09&day=03

Tülay Arın'ı kaybettik

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümü emekli öğretim üyesi, değerli bilim insanı Prof. Dr. Tülay Arın dün öğleden sonra Fethiye'de geçirdiği kalp krizi sonucunda yaşamını yitirdi.

Lisans eğitimini Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi'nde tamamlayan Arın, doktorasını George Washington Üniversitesi'nden aldı. 1977'de İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde öğretim üyesi olarak çalışmaya başlayan Tülay Arın, George Washington Üniversitesi, ODTÜ, Ankara Üniversitesi ve Erciyes Üniversitesi'nde de dersler verdi.

İktisadi krizler, mali krizler, mali politikalar, sosyal ve iktisadi eşitsizlik, sosyal güvenlik ve refah devleti, kadının iktisadı konumu, gelir dağılımı gibi konularda çok sayıda makalesi olan Tülay Arın, Onbirinci Tez dizisinin de yayın kurulunda yer almıştı. Arın'ın aynı zamanda öğretim üyelerinin örgütlenmesi, akademik değerlendirme kriterleri ile iktisat-maliye eğitimi üzerine de çalışmaları mevcuttur. ÖES 'in kurucu üyeleri arasında yer alan Prof. Dr. Tülay Arın, üniversite öğretim üyelerinin örgütlenme sürecinde ön saflarda yer almış, meslek yaşamı boyunca, eşit ve bilimden yana bir üniversite için mücadele etmiştir. Değerli bilim insanı Tülay Arın'ı unutulmaz anıları ve yetiştirdiği, tartıştığı, birlikte tez yazdığı, yazdıklarını okuyan tüm öğrencileri, bir öğrenci kuşağı sevgi ve saygıyla hatırlayacak.

Arın'ın cenazesi bugün Fethiye'den İstanbul'a getirilecek.



sol.org.tr'den alınmıştır...
http://haber.sol.org.tr/ekonomi/tulay-arini-kaybettik-haberi-17535

« Önceki ::