EDEBİYATÇI, SEN UYURSAN HERKES ÖLÜR!
Bir grup yazar Ceylan Önkol olayına dair bir bildiri hazırladık; ne gereği var denildi, edebiyatın kendisi müdahaleymiş, aslolan metinmiş!...
Adamın biri Ataç’a, ‘Ah üstadım,’ demiş; ‘şu solcuların hepsini öldürmek lazım!’ Ataç şöyle bir bakmış, of çekmiş. Bizim katil devam ediyor: ‘Sen tabii niye diye soracaksın şimdi...’ Ataç sözünü kesmiş arkadaşın: ‘Sormayacağım.’ Aynı hesap işte: Bir grup yazar Ceylan Önkol olayına dair bir bildiri hazırladık; ne gereği var denildi, edebiyatın kendisi müdahaleymiş, aslolan metinmiş!
Fakat o ‘metin’lerin ilk baskısı, onlar yüzünden bin adet basılıyor işte. Biraz da onlar yüzünden, geçenlerde bir genç kız, Halid Ziya’nın Aşk-ı Memnu’sunu görünce Aşk-ı Memnu’nun da kitabı çıkmış ya, diyebiliyor. Onlar yüzünden Muzaffer Buyrukçu unutuldu, bir Salâh Birsel sokağımız, bir Sevgi Soysal Edebiyat Enstitümüz yok; onlar yüzünden başkalarının arak senaryoları fahiş fiyatlara satılırken, Orhan Kemal sabahın dördünde kalkıp yazdıklarını, ekmek peşinde yok pahasına satıyordu. Biraz da onlar yüzünden korsan kitap var. Onlar yüzünden okullardaki edebiyat kitapları dökülüyor...
Yazdığımız bildiri Birgün’de de basıldı. Önkol’un ölümüne dair herhangi bir tarafta durmadık, olayın aydınlatılması ve bu işin kamuoyu önünde yapılmasıydı talebimiz. Devletlerin, ülkelerin, siyasi uzlaşmaların, bir insandan daha değerli olamayacağını söyledik. Katılan da sağolsun katılmayan da... Fakat katılmayanın, bir şeyler yapmak için çabalayana tepkisi itici. Yazar da insanlar arasında bir insan değil mi? Toplumsal olandan payına düşeni yaşamıyor mu o da? Yaşar Kemal, barış süreci içinde metinleri yetersiz olduğu için mi yer aldı?
Hem kim belirler böyle kuralları? Aslolan metinmiş! Buna inanan kişi için usta yazar İtalo Calvino’nun ‘denyo’ olması gerekir değil mi? (Osman Cemal Kaygılı, Argo Lügatı’nda denyoyu zıpır, kaçık olarak nitelemiş). Öyle ya 1923’te Küba’da doğmuş, iki yaşındayken ailesiyle birlikte İtalya’ya göçmüş ve San Remo’ya yerleşmişler. Calvino 17 yaşındayken 2. Dünya Savaşı başlamış, o da kalkıp direniş hareketine katılmış, sonra da komünist partiye üye olmuş. 1956’da, SSCB Macaristan’ı işgal edinceye dek partide görevliymiş. Yani 33 yaşına kadar. ?imdi, bu adam 62 yaşında ölmüş. 17 tane kitabı var.
En baba klişelerden biri de şu: ‘Edebiyatın, tek müdahale biçimi dil’miş. Üretin deniyor yani. Calvino da ömrünü ikiye ayırıp biraz yazarlık, biraz da aktivistlik yapayım demedi herhalde, üretmiş adam! Hem ne üretmek!
Nâzım için de denir ya: ‘Mücadelesi olmasaydı bu kadar tanınmazdı...’ Nasıl olacaktı? Mücadelesi olmasaydı Nâzım, Nâzım olup da o şiirleri yazacak hayatı yaşar mıydı? Yazdıkları hayatıyla ilişkilidir, hayatıysa yazdıklarına ilişkin.
?imdi de Roman Kacew’e gel vatandaş! Bu güzel ağbi İkinci Dünya Savaşı’nda, Almanya'ya karşı savaşmak için Fransa'ya göçer, adını da Romain Gary olarak değiştirir. Paris'te hukuk okur. (Neyse ki bizim 1982 anayasımızı görmedi.) Fransız Hava Kuvvetleri’nde uçak kullanmayı öğrenir. Naziler Fransa’yı işgal edince İngiltere'ye uçar ve Özgür Fransız Kuvvetleri bünyesinde Avrupa ve Kuzey Afrika'da hizmet verir. Pilot olarak 65 saatten uzun süre uçup 25'in üzerinde başarılı saldırıda yer almıştır. (Dille müdahale etmemiş terbiyesiz!) Gösterdiği kahramanlıklar nedeniyle kendisine çok sayıda onur nişanı ve madalya verilir. Ha, bunların dışında Fransız diplomatik servisi için çalışmış, BM Fransız Delegasyonu sekreterliği yapmış, Fransa'nın Los Angeles başkonsolosu olmuş. Sonra da yeter artık bitsin bu işler, oturup da romanlarımı yazayım, dünyanın iki Goncourt ödülü alan tek yazarı olayım, 20. asrın edebiyat skandalına imza atayım demedi herhalde. Beynine bir kurşun sıkacak cesareti de ona yaşamı verdi belki... Kim bilir?
Tabii Melih Cevdet’in o güzelim şiiri de var: Telgrafhane
‘Uyuyamayacaksın / Memleketinin hali / Seni seslerle uyandıracak / Oturup yazacaksın / Çünkü sen artık o eski sen değilsin / Sen şimdi ıssız bir telgrafhane gibisin / Durmadan sesler alacak / Sesler vereceksin / Uyuyamayacaksın / Düzelmeden memleketin hali / Düzelmeden dünyanın hali / Gözüne uyku giremez ki... / Uyumayacaksın / Bir sis çanı gibi gecenin içinde / Ta gün ışıyıncaya kadar / Vakur metin sade / Çalacaksın.’
Uyumamak gerekiyor; filmi izler miyim bilmem ama replik çok hoşuma gitti: ‘Sen uyursan herkes ölür!’
birgun.net'ten alınmıştır...
http://www.birgun.net/writer_index.php?category_code=1200090594&news_code=1256478462&year=2009&month=10&day=25
0 yorum yazılmıştır