KIZILDERE-MAHİR ÇAYAN, 30 MART 1972: DÜN VE GÜNÜMÜZDEKİ ANLAMI Ü

30 Mart 1972, Kızıldere, toplumsal tarihimizde unutulmayan bir yere sahiptir. Toplumsal belleğimizin oldukça zayıf kaldığı düşünüldüğünde 30 Mart’ın, Kızıldere’nin ve Mahir Çayan’ın unutulmamasının nedenleri üzerinde düşünmemiz gerekir. Unutulmayışın anlamını, tarihe bırakılan izleri takip ederek düşünelim. Nedir anlamı Kızıldere’nin ve Mahir Çayan’ın?
Kızldere, idam sehpasındaki yoldaşlarına kendi canlarını ortaya koyarak sahip çıkma olayıdır. Yalın ve doğrudan anlamıyla bir yoldaşlıktır. En zor koşullarda kişisel, grupsal, sekter düşünce ve duygulara kapılmadan, kendilerini ortaya koyarak, farklı örgütlerden olsa bile yoldaşlarını yalnız bırakmama, kurtarma çabasıdır.
Kızıldere, 12 Mart faşizmine, emperyalizme bir karşı çıkıştır. Kızıldere, düzene bir başkaldırıdır. Devrimciler ilk defa doğrudan iktidara ve düzene karşı alternatif bir çıkış gerçekleştirmiştir. Öyle lafı dolandırmadan iktidara karşı bir devrimci duruşu, mücadeleyi ortaya koymuşlardır.
Kızıldere ve 65-71 mücadelesi, geçmiş soldan bir kopuş gerçekleştirilmiştir. Sosyalistler, devrimciler sistemle bir uzlaşmaya gitmeden, düzen içi arayışlara yönelmeden doğrudan başka bir dünya için devrim ve sosyalizm alternatifi iddiasıyla başkaldırmıştır.

••••
1960’lı yılların ortalarından sonra sol hareket ilk kez her düzeyde sınıf mücadelesi sahnesinde yer almış ve egemen güçlerin korkusu olmuştur. Sol ilk kez toplumsallaşmış, işçinin, köylünün, yoksulun umudu olmuştur.
••••
Bugün 1971’in, Kızıldere’nin, İbrahim’in, Deniz’in, Mahir’in hâlâ aşılamamış olmasının anlamı tarihte bıraktıkları bu izlerdedir. Mahir, Deniz, İbo, yaşamlarının en zor koşullarında üzerlerine düşen devrimci sorumlulukları 12 Mart faşizmine karşı mücadele içinde yerine getirdikleri için, gerçek anlamda yoldaşlıklarını herkese tartışmasız biçimde, farklı örgütlerde olsalar bile birbiri için hayatlarını ortaya koyabileceklerini gösterdiklerinden, kapitalizme ve emperyalizme karşı kafa tuttukları için unutulmayacaklar.
••••
Bugün bizlerde 21. yüzyıl devrimciliğinin, kapitalizme ve emperyalizme karşı çıkışın yolunu Mahir’lerin, Deniz’lerin, İbrahim’lerin izinden giderek, sonrası devrimci süreçleri değerlendirerek açacağız.
Mahir Çayan THKP-C’yi “Sınıf mücadelesi içinde yan yana gelen ve sol içi ideolojik-politik tartışmalarda aynı düşünce ve tavır içinde olanlarla, yoldaşlık temelinde biraraya geliş üzerinden oluştu” diyerek ifade etmişti. Devrimci Yol’da sınıf mücadelesi zemininde geçmişi ve gelecek tahayyülünü bütünleştirerek devrimci mücadeleyi yükseltmişti. Anti-faşist mücadele ekseni üzerinden, toplumsal mücadeleyi örgütleyen ve gelecek toplum nüvelerini bugünden kurmaya çalışan bir yaklaşımı ortaya çıkarmıştı. Devrimci Yol, THKP-C pratiğini aşan, Çin ve SSCB’nin çatışmasına eleştirel bir yaklaşımla bakıp, sorunları devrim mücadelesi etrafında ele alan, kendi toprakları ve toplumu içinde enternasyonal bir sosyalizm anlayışını ve mücadelesini hayata geçirmeye çalışan bir hareketti. Devrimci Yol’un en özgün yanlarından biri de partileşme süreciydi. Partileşme sürecinin ana halkalarını, ideolojik netlik ve kadrolaşma politikası olarak görebiliriz. Partileşme süreci, toplumsal mücadeleyi kavrayan ve gelişen bir devrimci hareket temelinde yürütülmüştü. Devrimci Yol, faşizme karşı meşru bir mücadele çizgisi üzerinden gelişmişti.
Bugün de yine aynı hattı ve yaklaşımları izleyerek sol içi polemiklerde liberalizme karşı, kapitalist-emperyalist düzene karşı, milliyetçiliğe ve şovenizme karşı, bağımsız ve enternasyonal bir duruşla yan yana gelenlerle, geçmişi eleştiren ve aşan bir sosyalizm anlayışını savunan, meşru bir mücadele çizgisini bu topraklarda yürütenlerin yoldaşlığı etrafında sosyalist-devrimci bir hareket yükselecektir. 21. yüzyıl devrimci hareketlerini, sosyalizmini bu yaklaşımları günümüz koşullarında yorumlayan ve geliştiren devrimciler ortaya çıkaracaklardır.
••••
Liberal çevreler tarafından geçmişe dair yürütülen ve aktüelleştirilen tartışmalardan birkaçına değinmek gerekiyor. Bu tartışmaların başında darbecilik suçlaması geliyor. 65-71 döneminde, ki devrimcilerin Kemalistliği ve ordu ilişkisi üzerinden solun zaten geçmişten beri darbeci-cuntacı-Ergenekoncu olduğu vurgulanıyor. Demokrasi mücadelesi de tümüyle sağ ve liberal kesimlere mal ediliyor. Burada, kapitalizme ve emperyalizme karşı çıkmadan, sınıfsal bir mücadele ekseni üzerinden yürütülmeyen bir demokrasi mücadelesinden söz edilmektedir. ABD ve NATO’ya karşı olmayan, emekçilerin yaşamını köklü değiştirecek ve yaşamın her alanında eşitlik ve özgürlük getirecek bir toplumsal mücadele çabası olmadan nasıl bir demokrasiden söz edebiliriz ki!
12 Mart 1971 faşizmine karşı devrimci hareketlerin mücadelesi, iktidara karşı, devlete, sisteme karşı doğrudan bir karşı çıkışı, alternatif olma çabasını ifade eder. Bu tümüyle geçmiş solun tavrından bir kopuştur. Burada darbecilik, cuntacılık gibi arama süreci bütünlüklü ve objektif değerlendirme yerine bugünkü kendi sağ-liberal konumlarını açıklamak için yapılan bir değerlendirmedir. Yaşamlarını faşizme karşı mücadele içinde yitiren devrimcilere, aradan geçen uzun yıllar sonra yapılan bu suçlamaya ancak egemen siyaset ilişkileri içinde kendilerine yer arayan liberaller inanabilir.
Başka bir eleştiri de Ahmet İnsel gibi kişilerden gelmişti. Yetmişli yılların devrimcilerinin ve anlayışlarının tasfiye edilmesi gerektiği, yoksa bugün farklı bir sol hareketin gelişemeyeceği üzerineydi. Yetmişli yılların devrimciliğinden liberal çevrelerin rahatsız oldukları neler var bir bakalım; İktidara, düzene, kapitalist-emperyalist sisteme karşı bir mücadele, sermayeye karşı mücadele, sosyalizm arayışı ve devrimci bir tarz var. Bugün liberal çevreler, sermayeye, düzene, kapitalizme, emperyalizme karşı çıkmayan, devrimci bir mücadele tarzı izlemeyen sınıf mücadelesi yerine kültür, kimlik ve AB ekseni çerçevesinde bir demokratikleşme arayışları olan bir sol istiyor. AB ekseni etrafında küresel sürece eklemlenmiş bir Türkiye projesine uygun ve gerekli olan solculuğa liberaller soyunuyor. Devrimci geçmişimiz bugün liberallerin kendini sol olarak göstermelerine büyük bir engel teşkil ediyor. Bu nedenle geçmiş devrimci geleneklere bir bütün olarak saldırıyorlar. Geçmiş devrimci mücadelenin gölgesi bile liberaller için engel oluşturuyor. Geçmişi kaba kötü, Kemalist, darbeci olarak mahkûm ederlerse geriye bir şey kalmıyor, kolayca kendilerinin devrimciliğini ilan edecekler. Geçmiş ve devrimci değerler olmasa, bugün devrimcilik iddiasını ortaya koyanlar olmasa liberaller çok rahat kendi politikalarını solculuk olarak gösterme gayreti içinde olacaklardı. Taraf gazetesi yazarlarınca yürütülen politikaların ana ekseni Devrimcilerin ne kadar devrimci olmadıklarını kanıtlama üzerinedir. Bu kadar zahmet boşa bir çaba olabilir mi?
Kapitalist, emperyalist sistem en güçlü olduğunu iddia ettiği bir dönemde kriz yaşıyor. Devrimciliğin, sosyalizmin gelişeceği bir döneme giriyoruz. Egemenlerin korkuları, sermayeye karşı, kapitalizme, emperyalizme karşı güçlü bir devrimci-toplumsal mücadelenin gelişmesini görüyor olmalarındandır. Şimdi bu gelişmeleri engellemenin çok yönlü çabaları içinde olmaları kaçınılmazdır. Geçmişe ve değerlerimize saldırıyı bu anlamda da görmek gerekir.
••••
Geçmişin anlamı, gelecek tahayyülümüzle birlikte, günümüzde yürüttüğümüz somut politikalar içinde karşılık bulur.
Devrimci hareketlerin de toplumsal tarih içinde ağaçlar gibi kökleri vardır. Bizim de derin köklerimiz, damarlarımız var. 21. yüzyıl sosyalizmi de devrimciliği de geçmiş köklerimiz ve izlerimiz üzerinden yürüyerek gelişecektir.
••••
Mahir Çayan ve THKP-C’den günümüze başka bir açıdan bakarsak:
Mahir Çayan, THKP-C’yi biraz da 12 Mart sürecinin gelişi içinde oluşturmuştu. İdeolojik temellerini ve yapılanmasını henüz oturtamamıştı. Ki bunun sonuçlarını 12 Mart faşizmine karşı mücadele yürütürken en merkezi yapılarında bile bölünmesine ve Kızıldere’de örgütün neredeyse tüm önderlik yapısının imhasıyla sonuçlandı.
Devrimci Yol da partileşme sürecini açık ve net bir duruma getiremedi. Bu nedenle parti-cephe örgütlenmesini tamamlayamadı. Başka bir ifadeyle, güncel mücadeleyi karşılayacak bir yapılanma gerçekleştirilirken, sınıf mücadelesinin olası farklılıklarını karşılayacak yapılanma, stratejik anlayışlara uygun yapılanmalar ve kadrolaşmalar konusunda atak ve hızlı davranılmadı. Sonuçta da partileşme başarılamadan 12 Eylül 1980 faşizmiyle karşı karşıya kalındı. Devrimci Yol bir iç savaş sürecinde, faşizme karşı yürüttüğü mücadeleyle halkın teslim alınmasını, ülkenin bir bütün olarak faşist işgale uğramasını engelledi, tıkadı ama bütünüyle alternatif politikalarını egemen kılamadı. Devrimci Yol tarih karşısında, yakalamış olduğu toplumsal dalgayı daha ileri kırılmadan taşıyamadığı için sorumlu olacaktır.
••••
Mahir’in ve THKP- C’nin ideolojik-teorik hattı, ölümünden sonrası da tartışılmaya devam etmektedir. Bazılarının, “Lise yaşındakilerin ürettikleriyle mi devam edeceğiz” diye küçümsedikleri Mahir’in ürettiklerini ne kadar anladıklarını görüyoruz. Siyasi önderlikleri ve ideolojik-politik üretimleri kişilerin yaşlarıyla ölçecek olursak, geçmişte o yıllarda çok yaşlı olan TKP genel sekreteri İsmail Bilen’i en büyük Marksist olarak görmek gerekirdi. Özetle yaşa bakarak yapılan değerlendirme ancak biyolojik bir yaklaşımdan ibarettir. Geçmişe yönelik eleştiriler somut politikaları ve pratiği üzerinden yürütmeyince anlamsız lafazanlıklara dönüşüyor. Liberallerin, geçmişin devrimciliğine ve devrimcilerine içi boş suçlamalar yapmaları, kendilerine egemen siyaset ilişkileri içinde yer tutma gayretinden başka bir şey değildir.
••••
Bugünlerde İngiliz gizli servislerinin belgeleri yayınlanıyor. Bazı belgeler de ülke medyasında yer alıyor. Bunların birinde İsrail-MOSSAD ajanlarının Maltepe olayına karıştıklarını, Kızıldere’de de yer aldıklarını belirtiyordu. Geçmişteki iç savaş süreçlerinde yaşanan olaylardaki CIA ajanlarının rolü hatırlanırsa, ABD büyükelçilerinin çoğunun Pentagon’un yetiştirdiği pasifikasyon uzmanı ve toplumsal mücadeleleri bastırma eğitimi almış kişiler olduğu hatırlanırsa devrimcilerin mücadelelerinin boyutu çok daha iyi anlaşılabilir.
Dün de kapitalizme ve emperyalizme karşı bir mücadele vardı, bugün de kapitalizme ve emperyalizme karşı bir mücadele yürütülmesi gerekecektir.
••••
THKP-C sadece Elrom olayı, Askeri eylemler, çatışmalar ve Kızıldere olayı etrafında anılır. Oysa şöyle bir bakıldığında bu olayların gerisinde güçlü bir toplumsal mücadele yattığı görülür. 65-71 dönemi işçilerin, köylülerin, aydınların, üniversite gençliğinin güçlü toplumsal mücadeleleri özünde başka bir dünya arayışının, devrimci dinamizmin açığa çıkışının göstergesidir.
Dünyadaki devrimci mücadelelerin, ülkedeki gelişmelerin ve çelişkilerin yarattığı dinamizm 65-71 döneminde her alanda kendini göstermeye başlamıştır. THKP-C, THKO, TİKKO; o yılların toplumsal mücadeleleri içinde doğup gelişmiştir.
Özetle geçmiş devrimci hareketler dar kadro hareketleri gibi tanımlamalarla anlatılacak türden örgütlenmeler değildir. Tam aksine toplumsal çabaların, mücadelelerin içinden gelişen ve kitlelere dayanan devrimci yapılardı.
••••
Kökleri, geçmişi, geleneği olmayan hareketler her rüzgârda savrulur, gider. Sadece geçmiş, gelenek üzerinden değil, bugün sınıf mücadelesi zemini üzerinden geçmişi eleştirel biçimde aşarak, gelecek tahayyülümüzle bütünleştirerek somut siyasetimizi üreterek devrimci bir hareketi ve mücadeleyi yürütebiliriz. Geçmişimize sahip çıkma günümüzdeki toplumsal mücadeleyi kavramaktan ve daha yükseklere taşımaktan geçer.
Mahmut Memduh Uyan

 

birgun.net'ten alınmıştır...

http://www.birgun.net/sunday_index.php?news_code=1269778066&year=2010&month=03&day=28

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !